Yoga Derinleşme Programlarında Sinir Sistemi Bilgisi Neden Gereklidir?
- Didem Oylumlu

- 5 gün önce
- 7 dakikada okunur
Bazen bir öğrenci bir pozu haftalarca rahatlıkla yapar. Sonra bir gün gelir ve aynı pozda bedeni sanki başka türlü davranır. Daha gergindir. Dengesi daha çabuk bozulur. Nefesi değişir. Daha önce rahatça girdiği bir hareket ona o gün fazla gelir.
İlk bakışta bunu kaslarla açıklamak kolaydır: “Bugün biraz tutuksun.” Ancak insan hareketini yalnızca kaslar ve eklemler üzerinden okumaya başladığımızda hikâyenin önemli bir bölümünü kaçırırız. Çünkü hareket eden yalnızca kas-iskelet sistemimiz değildir.
Sinir sistemi bilgisi, yoga pratiğinde hareketi yalnızca kaslar ve eklemler üzerinden değil, bedenin o günkü genel durumu üzerinden değerlendirmemize yardımcı olur.

Sinir sistemimiz de hareketin içindedir.
Bir yoga eğitmeni için sinir sistemi bilgisi tam da bu nedenle önemlidir. Öğrencinin bedeninde gördüğümüz her değişimi “esneklik”, “kuvvet” ya da “yeterince çalışmamak” üzerinden yorumlamak yerine, bedenin o gün içinde bulunduğu durumu daha geniş bir çerçeveden değerlendirmemizi sağlar.
Sinir sistemi aslında ne yapıyor?
Sinir sistemini çoğu zaman beyin, omurilik ve sinirlerden oluşan karmaşık bir iletişim ağı olarak öğreniyoruz. Bu doğru ama yoga pratiği açısından baktığımızda biraz daha işlevsel düşünmek gerekiyor. Sinir sistemi sürekli olarak bedenin içinden ve dış çevreden bilgi toplar.
Neredeyim?
Dengede miyim?
Bu hareket tanıdık mı?
Ne kadar kuvvet üretmem gerekiyor?
Nefesim nasıl?
Çevremde neler oluyor?
Bedenimin içinde neler oluyor?
Beyin bütün bu bilgileri değerlendirerek hareketin nasıl organize edileceğine sürekli katkıda bulunur. Bu yüzden yoga pratiğinde yaptığımız bir hareket yalnızca “kası çalıştırmak” değildir.
Beyin, beden ve çevre arasında devam eden bir iletişimin sonucudur.
Otonom sinir sistemi neden yoga eğitmenini ilgilendirir?
Sinir sisteminin önemli bölümlerinden biri otonom sinir sistemidir.
Otonom sinir sistemi; kalp atım hızı, solunum, sindirim ve enerji kullanımının düzenlenmesi gibi büyük ölçüde bilinçli kontrolümüz dışında gerçekleşen birçok süreçle ilişkilidir. Bu sistemin sempatik ve parasempatik olarak adlandırılan iki temel bölümü vardır.
Sempatik aktivite çoğunlukla organizmanın harekete geçmesi, dikkat ve enerji mobilizasyonuyla ilişkilidir.
Parasempatik aktivite ise dinlenme, sindirim ve toparlanma süreçlerinde önemli rol oynar. Ancak burada yogada sık karşılaştığımız bir basitleştirmeye dikkat etmek gerekiyor.
Sempatik sistem “kötü”, parasempatik sistem “iyi” değildir.
Sempatik aktiviteye ihtiyacımız vardır. Sabah yataktan kalkarken, egzersiz yaparken, hızlı hareket ederken, önemli bir işe odaklanırken ya da gerçekten tehlikeli bir durumla karşılaştığımızda bu sistemin katkısı son derece değerlidir ama organizmanın sürekli yüksek uyarılmışlık durumunda kalması farklı bir konudur.
Sağlıklı olan, sistemin yalnızca sakin olması değil; gerektiğinde harekete geçebilmesi ve koşullar değiştiğinde yeniden düzenlenebilmesidir.
“Savaş ya da kaç” anlatısı tek başına yeterli mi?
Yoga dünyasında sinir sistemi anlatılırken sık sık şu iki kavramla karşılaşırız:
“Savaş ya da kaç.”
“Dinlen ve sindir.”
Bunlar konuyu anlamaya başlamak için yararlı olabilir. Ancak insan sinir sistemi bundan çok daha karmaşıktır.
Stres yanıtı tek bir düğmenin açılıp kapanması gibi çalışmaz. Beyin; geçmiş deneyimleri, mevcut çevreyi, bedenden gelen sinyalleri ve o anda karşılaşılan durumu birlikte değerlendirir. Üstelik stres her zaman zararlı değildir. Kısa süreli ve yönetilebilir stres, yaşamın doğal bir parçasıdır. Sorun çoğunlukla stresin varlığından çok, organizmanın yüklenme ve toparlanma arasındaki dengeyi kurmakta zorlanmasıyla ortaya çıkar. Bu ayrımı bilmek yoga eğitmeni açısından önemlidir.
Çünkü öğrencimize her uyarılmışlık halini “bedenin tehlikede” olduğu şeklinde anlatmak yerine daha gerçekçi bir çerçeve sunabiliriz.
Peki yoga sinir sistemini nasıl etkileyebilir?
Burada çok sevdiğim ama dikkatli kullanmamız gereken bir cümle var:
“Yoga sinir sistemini düzenler.” Bu cümle tamamen anlamsız değildir. Ancak tek başına söylendiğinde fazla büyük bir iddiaya dönüşebilir.
Yoga pratiği tek bir şey değildir. Yavaş bir restoratif uygulamayla dinamik bir Vinyasa pratiğinin bedende oluşturduğu fizyolojik talep aynı değildir. Nefes çalışmaları da birbirinden farklıdır. Meditasyonun etkileri de kişinin deneyimine, uygulamanın türüne ve süresine göre değişebilir.
Araştırmalar yoga, meditasyon ve bazı nefes uygulamalarının stres, kaygı belirtileri, kalp hızı değişkenliği ve otonom sinir sistemiyle ilişkili bazı göstergeler üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini düşündürüyor. Ancak bu etkileri “Yoga parasempatik sistemi açar ve herkesi sakinleştirir” şeklinde yorumlamak bilimsel açıdan doğru olmaz. Daha doğru ifade şudur:
Uygun biçimde seçilen yoga, nefes ve farkındalık uygulamaları bazı kişilerde fizyolojik ve psikolojik öz düzenleme süreçlerini destekleyebilir.
Bu küçük kelime farkları aslında çok önemlidir. Çünkü bilim bize kesin sloganlardan çok, olasılıklarla ve bağlamla düşünmeyi öğretir.
Nefes neden bu kadar önemli?
Nefes, yoga pratiği ile sinir sistemi arasındaki en ilginç bağlantılardan biridir.
Çünkü solunum hem otomatik olarak devam eder hem de belirli ölçüde bilinçli olarak değiştirilebilir.
Nefes hızımızı değiştirebiliriz.
Nefes verme süresini uzatabiliriz.
Nefesimizi bir süre tutabiliriz.
Daha hızlı veya daha yavaş soluyabiliriz.
Solunum biçimindeki değişiklikler kardiyovasküler sistem ve otonom düzenleme süreçleriyle karşılıklı ilişki içindedir. Özellikle yavaş solunum üzerine yapılan çalışmalar, belirli koşullarda kalp hızı değişkenliği ve otonom düzenlemeyle ilişkili bazı olumlu değişikliklere işaret ediyor. Fakat burada da aynı kural geçerli:
Her nefes tekniği herkeste aynı sonucu yaratmaz.
Bazı öğrenciler için uzun ve yavaş nefesler rahatlatıcı olabilirken, nefese yoğun biçimde odaklanmak başka bir kişide rahatsızlık yaratabilir. Bu nedenle iyi bir yoga eğitmeni yalnızca nefes tekniğini öğretmez. Öğrencinin verdiği yanıtı da gözlemler.
Bir öğrencinin hareketi neden günden güne değişebilir?
İşte sinir sistemi bilgisinin dersin içine gerçekten girdiği yerlerden biri burası.
Bir öğrencinin hareket kapasitesi sabit değildir.
Uyku kalitesi, yorgunluk, stres düzeyi, önceki gün yaptığı fiziksel aktivite, ağrı deneyimi, duygusal durum ve daha pek çok faktör o günkü pratiğini etkileyebilir.
Bu yüzden geçen hafta rahatça yaptığı bir asanada bugün zorlanması mutlaka “geriye gittiği” anlamına gelmez. Bazen bedenin o günkü kapasitesi farklıdır.
Bunu bilmek eğitmenin kullandığı dili de değiştirir.
“Biraz daha zorla.” yerine:
“Bugün burada nasıl hissediyorsun?”
“Biraz geri geldiğinde ne değişiyor?”
“Bu versiyon daha rahat mı?”
gibi sorular sormaya başlarız ve öğrenciye bedeninin verdiği bilgiyi dinleyebileceği bir alan bırakırız.
Sinir sistemi bilgisi eğitmenin dilini de değiştirir
Bir yoga eğitmeni olarak söylediğimiz kelimeler de öğrencinin deneyiminin bir parçasıdır.
“Dizini sakın öne götürme.”
“Belini koru.”
“Bu hareket çok tehlikeli.”
“Boynuna dikkat et.”
gibi sürekli tehdit çağrıştıran ifadeler, iyi niyetle söylense bile öğrencinin hareket hakkında gereksiz kaygı geliştirmesine neden olabilir. Bu, öğrencinin hiçbir zaman uyarılmaması gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine, gerektiğinde açık ve net yönlendirme yaparız. Fakat korku yaratmakla bilgi vermek aynı şey değildir. Örneğin:
“Bunu yaparsan dizine zarar verirsin.” demek yerine, “Bu pozisyonda nasıl hissettiğine bakalım. Ayağının yerini biraz değiştirdiğimizde daha rahat ediyor musun?” diyebiliriz.
Bu yaklaşım öğrenciyi kırılgan bir beden fikrine hapsetmez. Tam tersine bedenini gözlemlemeyi ve hareket seçenekleri geliştirmeyi öğretir.
Yoga dersinin amacı öğrenciyi sürekli sakinleştirmek değildir
Sinir sistemiyle ilgili bilgiler yoga dünyasına girdikçe başka bir eğilim daha ortaya çıktı. Her yoga pratiğinin sonunda kişinin mutlaka sakin, gevşemiş ve huzurlu olması gerektiği düşüncesi. Oysa bedenin ihtiyacı her zaman sakinleşmek değildir.
Bazen enerjiye ihtiyacımız vardır.
Bazen kuvvet üretmeye.
Bazen hızlı hareket etmeye.
Bazen dinlenmeye.
Bazen de yalnızca bulunduğumuz hali fark etmeye.
Sinir sistemi sağlığını yalnızca “sakin olmak” üzerinden tanımlamak yerine esneklik ve uyum sağlayabilme kapasitesi üzerinden düşünmek daha anlamlıdır. Yani gerektiğinde aktive olabilmek, gerektiğinde toparlanabilmek. Yoga pratiğinin değerli taraflarından biri de farklı hareket, nefes ve dikkat deneyimleri içinde bu geçişleri gözlemleyebilmek olabilir.
Bir yoga eğitmeni sinir sistemi hakkında ne kadar bilgi sahibi olmalı?
Yoga eğitmeninin nörolog olması gerekmiyor. Psikoterapist olması da gerekmiyor.
Sinir sistemiyle ilgili her davranışı açıklayabilmesi hiç gerekmiyor. ama öğrettiğimiz pratiğin merkezinde insan bedeni ve insan deneyimi varsa, temel sinir sistemi bilgisine sahip olmak bize çok daha geniş bir bakış açısı kazandırır. Bir eğitmen en azından;
merkezi ve periferik sinir sisteminin temel yapısını,
otonom sinir sisteminin genel işleyişini,
sempatik ve parasempatik sistemlerin rollerini,
stres yanıtının temel mekanizmalarını,
solunum ile otonom düzenleme arasındaki ilişkiyi,
ağrı ve hareket deneyiminin yalnızca dokularla açıklanamayacağını,
öğrenciler arasında bireysel farklılıklar bulunduğunu
anlayabilmelidir. Fakat belki bundan da önemlisi, bildiklerinin sınırlarını bilmelidir.
Sinir sistemi bilgisi yoga eğitmenini terapist yapmaz
Bu konu özellikle önemli. Son yıllarda yoga dünyasında “travma”, “sinir sistemi regülasyonu”, “vagus siniri” ve “somatik” gibi kavramlar çok daha sık kullanılmaya başladı. Bu kavramların yaygınlaşması bazı açılardan değerli ama beraberinde ciddi bir sınır problemi de getirebilir.
Bir yoga eğitmeni öğrencisinin psikolojik travmasını teşhis edemez. Psikiyatrik veya nörolojik bir durumu tedavi edemez. Bir öğrencinin yaşadığı her fiziksel veya duygusal deneyimi “sinir sistemi düzensizliği” olarak açıklayamaz.
Sinir sistemi bilgisi bize daha fazla yetki değil, daha fazla sorumluluk kazandırmalıdır.
Ne zaman yönlendirme yapabileceğimizi ve ne zaman başka bir sağlık profesyonelinin alanına girdiğimizi bilmek, eğitmenliğin önemli parçalarından biridir.
Yoga eğitmenlik eğitiminde neden bunları öğreniyoruz?
Bir yoga eğitmenlik eğitiminin amacı yalnızca asanaların isimlerini ve nasıl gösterileceğini öğretmek olmamalı. Çünkü karşımızda pozlardan oluşan bir sistem değil, insan var. İnsan bedeni de kaslardan ve kemiklerden ibaret değil.
Hareket, nefes, dikkat, duyusal bilgi, önceki deneyimler, çevre ve sinir sistemi sürekli birbirleriyle etkileşim halinde. Bu nedenle Jiva Yoga’daki eğitmenlik ve derinleşme çalışmalarında anatomi ve hareket bilgisini sinir sisteminden tamamen ayrı düşünmüyoruz. Amacımız öğrencinin birkaç bilimsel terimi ezberlemesi değil.
Bir ders verirken karşısındaki kişiyi daha iyi gözlemleyebilmesi, daha iyi soru sorabilmesi ve daha bilinçli seçimler yapabilmesi. Çünkü bilgi ancak pratiğin içinde kullanılabildiğinde gerçekten öğretme becerisine dönüşüyor.
Sonuç olarak; sinir sistemini öğrenmek, insana daha geniş bakmayı öğretir
Yoga eğitmenlik eğitiminde sinir sistemi bilgisi öğrenmenin amacı her öğrencinin yaşadığı deneyimi bilimsel terimlerle açıklamak değildir. Tam tersine, bazen daha az iddialı olmamızı sağlar.
Her gerginliği “kısa kaslara”, her zorlanmayı “blokaja”, her huzursuzluğu “travmaya” bağlamak yerine daha fazla olasılık olduğunu hatırlarız. Öğrenciyi düzeltilecek bir beden olarak değil, sürekli bilgi alan, uyum sağlayan ve değişen bir organizma olarak görmeye başlarız.
Belki de iyi bir yoga eğitmeninin en değerli becerilerinden biri tam olarak budur:
Karşısındaki bedene bildiklerini dayatmak yerine, gördüğünü anlamaya çalışmak.
Sinir sistemi bilgisi bize bütün cevapları vermez. Ama çok daha iyi sorular sormamızı sağlar.
Sıkça Sorulan Sorular
Yoga sinir sistemini gerçekten düzenler mi?
Yoga, nefes ve meditasyon uygulamalarının stres ve otonom sinir sistemiyle ilişkili bazı ölçümler üzerinde olumlu etkileri olabileceğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Ancak etki uygulamanın türüne, süresine ve kişiye göre değişebilir. Bu nedenle “yoga herkesin sinir sistemini düzenler” gibi kesin bir ifade yerine, bazı yoga uygulamalarının öz düzenleme ve stresle baş etme süreçlerini destekleyebileceğini söylemek daha doğru olur.
Parasempatik sinir sistemi her zaman iyi midir?
Hayır. Sempatik ve parasempatik sistemler birbirinin iyi ve kötü karşılığı değildir. Her ikisi de sağlıklı fizyolojik işleyiş için gereklidir. Önemli olan organizmanın koşullara göre uygun yanıtı oluşturabilmesi ve gerektiğinde farklı durumlar arasında geçiş yapabilmesidir.
Yoga eğitmeni vagus siniri hakkında bilgi sahibi olmalı mı?
Temel düzeyde otonom sinir sistemi ve vagus sinirinin işlevlerini anlamak yararlıdır. Ancak vagus siniriyle ilgili internette ve sosyal medyada dolaşan pek çok iddia bilimsel kanıtların çok ötesine geçmektedir. Bir yoga eğitmeninin bu konuda kesin tedavi veya sağlık iddialarında bulunmaması gerekir.
Nefes çalışmaları herkesi sakinleştirir mi?
Hayır. Farklı nefes tekniklerinin farklı fizyolojik etkileri vardır ve aynı teknik herkes tarafından aynı şekilde deneyimlenmez. Bu nedenle nefes çalışmalarında öğrencinin bireysel yanıtını gözlemlemek önemlidir.
Yoga eğitmenlik eğitiminde sinir sistemi öğrenmek neden önemlidir?
Çünkü hareket yalnızca kas ve eklemler tarafından oluşturulmaz. Sinir sistemi; hareketin planlanması, duyusal bilginin işlenmesi, denge, koordinasyon, nefes, stres yanıtı ve bedenin değişen koşullara uyum sağlaması gibi pek çok süreçte rol oynar. Temel sinir sistemi bilgisi, eğitmenin öğrencisini daha bütüncül ve bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirmesine yardımcı olur.



Yorumlar