top of page
  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon

Yoga Eğitmeni Sorumlulukları: Mesleki Sınırlar, Yetkinlik ve Etik Yaklaşım

Bir yoga pratiğini yönetirken yoga eğitmeni sorumlulukları yalnızca poz göstermekten ibaret değildir. Bir yoga eğitmeni olarak ders vermeye başladığınızda bir süre sonra yalnızca yoga hakkında sorular almadığınızı fark edersiniz.

  • “Belimde fıtık var, hangi hareketleri yapmalıyım?”

  • “Dizim ağrıyor, sizce menisküs olabilir mi?”

  • “Bu nefes çalışması panik atağıma iyi gelir mi?”

  • “Boynumdaki düzleşmeyi yoga ile düzeltebilir miyim?”

  • “Bu hareket siyatiğime iyi gelir mi?”


Öğrencinin size güvenmesi çok kıymetlidir ama tam da bu güven nedeniyle vereceğimiz cevabın sınırlarını bilmek gerekir. Çünkü yıllarca yoga yapmak, yüzlerce saat eğitim almak ve binlerce saat ders vermek bize insan bedeni ve hareket konusunda ciddi bir deneyim kazandırabilir. Fakat bu deneyim bizi doktor, fizyoterapist veya psikoterapist yapmaz.


Bence iyi eğitmenliğin en önemli göstergelerinden biri yalnızca ne bildiğimiz değil, nerede durmamız gerektiğini de bilmektir. Aslında yoga eğitmeni sorumlulukları, bilgi aktarmanın ötesinde güvenli sınırlar çizebilmeyi de içerir.


Not defteri ve ders materyalleriyle çalışan yoga eğitmeni; yetkinlik, planlama ve sorumluluk temalı iç yazı görseli
İyi öğretmek, neyi bildiğini ve nerede duracağını bilmektir.

Yoga Eğitmeni Sorumlulukları Nelerdir?

Bu sorunun cevabı ilk bakışta çok basit görünebilir. Yoga öğretmek ama yoga öğretmek de oldukça geniş bir alan.

  • Asana öğretiriz.

  • Nefes çalışmalarına rehberlik ederiz.

  • Meditasyon uygulamaları yaparız.

  • Yoga felsefesini konuşuruz.

  • Hareketi gözlemleriz.

  • Dersi öğrencilerin ihtiyaçlarına göre düzenleriz.

  • Farklı hareket seçenekleri sunarız.

  • Öğrencinin kendi bedenini daha iyi gözlemlemesine yardımcı olabiliriz.

Bütün bunlar yoga eğitmenliğinin alanına girebilir ancak öğrencinin bedeniyle çalışıyor olmamız, o bedenle ilgili her konuda uzman olduğumuz anlamına gelmez.

İşte mesleki sınır tam burada başlar.


Bilgi sahibi olmak ile teşhis koymak aynı şey değildir

Bir yoga eğitmeninin anatomi öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta yalnızca birkaç kasın ismini ezberlemekten çok daha kapsamlı bir hareket anatomisi bilgisine sahip olması gerektiğini düşünüyorum.

  • Omurgayı anlamalı.

  • Temel eklem hareketlerini bilmeli.

  • Kasların nasıl kuvvet ürettiğini öğrenmeli.

  • Hareket açıklığı, kuvvet ve motor kontrol arasındaki ilişkileri anlayabilmeli.

  • Temel sinir sistemi bilgisine sahip olmalı.

  • Ağrı hakkında güncel bilimsel yaklaşımın en azından temel prensiplerini bilmeli.

Ama bütün bunları bilmek ile teşhis koymak arasında çok önemli bir çizgi vardır. Bir öğrencinin dizinin ağrıdığını duyduğumuzda hareketi değiştirebiliriz. Daha rahat bir seçenek sunabiliriz. Ağrının hangi hareketlerde ortaya çıktığını sorabiliriz ama

“Senin menisküsünde problem var.” diyemeyiz. Çünkü bunu bilmiyoruz. Aynı şekilde öğrencinin bel ağrısının nedenini yalnızca duruşuna bakarak belirleyemeyiz.

Bir omzun diğerinden yüksek olmasını patoloji olarak tanımlayamayız. Bir kişinin hareket açıklığının sınırlı olmasının nedenini yalnızca kaslarının “kısa” olmasıyla açıklayamayız. Gözlem yapabiliriz ve teşhis koyamayız. Bu ayrım küçük görünür ama mesleki sorumluluk açısından çok büyüktür.


Ağrı her zaman gördüğümüz yerde başlayan basit bir problem değildir

Yoga eğitmenlerinin özellikle dikkatli olması gereken konulardan biri ağrıdır.

Uzun yıllar boyunca hareket dünyasında ağrı oldukça mekanik biçimde anlatıldı.

“Belin ağrıyor çünkü postürün bozuk.”

“Dizin ağrıyor çünkü ayağın yanlış basıyor.”

“Omzun ağrıyor çünkü kasların dengesiz.”


Bugün ağrı biliminin bize anlattığı tablo bundan çok daha karmaşık. Ağrı gerçek bir deneyimdir; ancak yalnızca dokudaki hasarın doğrudan ölçüsü değildir. Biyolojik süreçlerin yanında uyku, stres, önceki ağrı deneyimleri, kişinin beklentileri, korkuları ve içinde bulunduğu sosyal çevre gibi birçok faktör ağrı deneyimini etkileyebilir. Bu nedenle yalnızca bir yoga pozuna bakarak ağrının nedenini açıklamak mümkün değildir.


Yoga eğitmeni olarak yapabileceğimiz şey daha mütevazı ama oldukça değerlidir:

  • Öğrenciyi dinlemek.

  • Ağrı oluşturan hareketi gerektiğinde değiştirmek.

  • Alternatif sunmak.

  • Gerekli olduğunda sağlık profesyoneline yönlendirmek.


“Bu hareket sana iyi gelir” demek neden düşündüğümüzden daha büyük bir iddia?

Yoga derslerinde iyi niyetle kullanılan bazı cümleler vardır.

“Bu poz bel fıtığına iyi gelir.”

“Bu hareket tiroidi çalıştırır.”

“Şu asana hormonları dengeler.”

“Bu nefes vagus sinirini aktive eder.”

“Bu hareket depresyona iyi gelir.”

Bu ifadeler kulağa oldukça tanıdık gelebilir. Fakat sağlıkla ilgili bir iddia oluşturduğumuz anda bilimsel sorumluluğumuz da değişir.


Bir uygulamanın belirli bir sağlık durumu üzerindeki etkisinden söz etmek için elimizdeki araştırmaların niteliğini, sonuçların ne kadar tutarlı olduğunu ve bu sonuçların kimler için geçerli olabileceğini bilmek gerekir. Üstelik bir araştırmada belirli bir grubun ortalama olarak olumlu sonuç göstermesi, aynı uygulamanın karşımdaki kişide aynı sonucu yaratacağını garanti etmez. Bu nedenle kullandığımız dil önemlidir.

“Bu hareket bel ağrısını geçirir.” yerine; “Bazı kişiler bu hareketi rahat bulabiliyor; senin bedeninde nasıl olduğunu gözlemleyelim.” demek hem daha dürüst hem daha güvenlidir. Bilimsel düşünmenin önemli özelliklerinden biri de budur:


Bildiğimiz kadar, bilmediğimiz şeylerin de farkında olmak Yoga terapi midir?

Yoga pratiğinin fiziksel ve psikolojik iyilik hali üzerinde olumlu etkileri olabileceğine dair giderek büyüyen bir araştırma literatürü var. Bu çok kıymetli, ancak buradan “Yoga her durumda tedavidir” sonucunu çıkaramayız.


  • Yoga bir kişinin sağlık sürecini destekleyebilir.

  • Hareket kapasitesine katkıda bulunabilir.

  • Stres yönetimini destekleyebilir.

  • Uyku, yaşam kalitesi veya genel iyilik hali üzerinde olumlu etkiler yaratabilir.

Fakat yoga eğitmeni sağlık profesyonelinin yerini almaz. Buradaki ayrım özellikle önemlidir. Bir uygulamanın terapötik etkileri olabilmesi ile o uygulamayı öğreten kişinin terapist olması aynı şey değildir. Yoga eğitmeninin bu farkı bilmesi hem öğrenciyi hem kendisini korur.


Sinir sistemi hakkında konuşurken de sınırlarımız var

Son yıllarda yoga dünyasında sinir sistemiyle ilgili kavramlar çok daha fazla kullanılmaya başladı.

  • Vagus siniri.

  • Sinir sistemi regülasyonu.

  • Travma.

  • Somatik çalışmalar.

  • Sempatik ve parasempatik sistem.

Bu konuların yoga eğitimine girmesini değerli buluyorum. Çünkü hareketi yalnızca kas ve eklemlerden ibaret görmememizi sağlıyor. Fakat popülerleşen her bilimsel kavramda olduğu gibi burada da aşırı yorumlama riski var.


Bir öğrencinin huzursuz olduğunu gördüğümüzde “Sinir sistemin disregüle olmuş.”

diyemeyiz.

Bir kişinin belirli bir pozda zorlanmasını travmayla açıklayamayız.

Nefes çalışmasının kişinin travmasını “serbest bıraktığını” bilimsel bir gerçek gibi sunamayız ve en önemlisi yoga eğitmeni olarak psikolojik travmayı tedavi ettiğimizi iddia edemeyiz.


Sinir sistemi bilgisi bize öğrenciler hakkında daha fazla teşhis koyma hakkı vermemeli.

Tam tersine, insan deneyiminin ne kadar karmaşık olduğunu anlamamızı sağlamalı.


Eğitmenin deneyimi önemsiz mi?

Tam tersine. Deneyim son derece değerlidir. Yıllarca yüzlerce farklı bedenle çalıştığınızda bazı örüntüleri görmeye başlarsınız.


Hangi yönlendirmenin çoğu öğrencide işe yaradığını fark edersiniz. Bir öğrencinin zorlandığını daha hızlı görebilirsiniz. Dersin temposunu daha iyi ayarlarsınız.

Hangi durumda geri çekilmeniz gerektiğini daha erken fark edebilirsiniz. Kitaplardan öğrenilemeyecek çok ciddi bir gözlem becerisi gelişir. Fakat deneyimin de sınırları vardır. Çünkü insan zihni gördüğü örüntülerden genellemeler üretmeyi sever.

“Ben bunu yüzlerce öğrencide gördüm.” cümlesi önemli bir mesleki deneyimi anlatabilir ama tek başına bilimsel kanıt değildir.


Deneyim ile bilim birbirinin rakibi değildir. Bence iyi eğitmenlik tam tersine ikisini bir araya getirebilme becerisidir. Bilim bize genel çerçeveyi verir, deneyim ise o bilgiyi karşımızdaki gerçek insanla nasıl kullanacağımızı öğretir.


Her sorunun cevabını bilmemek sorun değildir

Eğitmenlik eğitimlerinde öğrencilerimde zaman zaman aynı kaygıyı görüyorum.

“Ya öğrencim bana bir şey sorar ve cevabını bilemezsem?”

Benim bu soruya cevabım çok basit: Bilmiyorsanız bilmiyorum dersiniz.


Bu kötü eğitmenlik değildir. Aksine mesleki güvenin göstergelerinden biridir.

“Bu konuda yeterli bilgim yok.”

“Bunu araştırmam gerekir.”

“Bu soru benim uzmanlık alanımın dışında.”

“Bunu doktorunuzla/fizyoterapistinizle görüşmeniz daha doğru olur.”


Bu cümleleri rahatlıkla söyleyebilmek gerekir. Çünkü öğrencinin karşısında güvenilir görünmenin yolu her soruya cevap üretmek değildir. Güvenilirliğin bir kısmı da yanlış cevap vermemeyi bilmektir.


Öğrenciyi ne zaman başka bir uzmana yönlendirmeliyiz?

Yoga eğitmeninin her sağlık belirtisini değerlendirmesi mümkün değildir ve zaten görevi de bu değildir. Ancak bazı durumlarda öğrencinin bir sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmesinin daha doğru olduğunu söyleyebiliriz.


  • Yeni başlayan veya açıklanamayan ağrı,

  • giderek artan ağrı,

  • belirgin kuvvet veya fonksiyon kaybı,

  • hareket sırasında ortaya çıkan alışılmadık belirtiler,

  • bilinen bir sağlık durumunda yeni gelişen şikâyetler

gibi durumlarda öğrencinin uygun sağlık profesyoneline başvurmasını önermek doğru yaklaşım olabilir. Burada bizim görevimiz hangi hastalığın bulunduğunu tahmin etmek değildir. Görevimiz:

“Bu benim değerlendirebileceğim alanın dışında” diyebilmektir.

Öğrenciyi yönlendirmek başarısızlık değildir.


Bazen eğitmenler öğrenciyi başka bir uzmana yönlendirmeyi kendi bilgilerinin yetersizliği gibi algılayabiliyor. Ben tam tersini düşünüyorum.

İyi bir doktor gerektiğinde başka bir uzmanlık alanına yönlendirme yapar.

İyi bir fizyoterapist kendi alanının dışındaki problemi fark ettiğinde ilgili sağlık profesyoneline gönderir. Yoga eğitmeni için de aynı mesleki olgunluk geçerlidir.


Öğrencinin ihtiyacını kendi egomuzdan daha önemli gördüğümüzde:

“Bu konuda benimle değil, şu uzmanlık alanıyla görüşmeniz daha doğru olur.”

diyebiliriz. Bu eğitmenin değerini azaltmaz, aksine güvenilirliğini artırır.


Eğitim sertifikası her konuda yetkin olduğumuz anlamına gelir mi?

Bir başka önemli konu da sertifikalar.

200 saatlik bir eğitim tamamladık. Sonra 300 saat daha eğitim aldık. Belki 500 saatlik bir eğitim yolculuğunu tamamladık. Bunların hepsi çok değerli olabilir ama eğitim saatlerinin toplamı bize sınırsız bir uzmanlık alanı yaratmaz.


Sertifika bir eğitim sürecinden geçtiğimizi gösterir. Yetkinlik ise daha geniş bir kavramdır.

  • Bilgi gerekir.

  • Pratik gerekir.

  • Öğretme deneyimi gerekir.

  • Geri bildirim gerekir.

  • Sürekli öğrenme gerekir.

  • Zaman gerekir.

Bazen yüzlerce saat eğitim aldıktan sonra öğrenilen en değerli şey şudur:

Ne kadar çok öğrenirsek, konunun ne kadar büyük olduğunu o kadar iyi görürüz.



İyi bir yoga eğitmenlik eğitimi neden mesleki sınırları öğretmeli?

Yoga eğitmenlik eğitiminde anatomi öğretmek gerekir. Felsefe öğretmek gerekir.

Asana, pranayama, meditasyon ve öğretme metodolojisi öğretmek gerekir.

Fakat bana göre bunların yanına mutlaka bir şey daha eklenmelidir, Mesleki sorumluluk.


Öğrenci yalnızca “Ne öğretebilirim?” sorusunun cevabını öğrenmemeli, bunların yanında:

  • Neyi söylememeliyim?

  • Nerede yeterli bilgim yok?

  • Hangi durumda öğrenciyi yönlendirmeliyim?

  • Bir araştırmayı nasıl değerlendirmeliyim?

  • Bir sağlık iddiasında bulunurken ne kadar dikkatli olmalıyım?

  • Kendi deneyimim ile bilimsel kanıt arasındaki fark nedir?

  • Bir öğrencinin bana güvenmesi bana hangi sorumlulukları getirir?


Jiva Yoga’daki eğitmenlik ve derinleşme çalışmalarında bilimsel bilgiyi önemsememizin nedenlerinden biri de bu. Amaç öğrenciye bilimsel terimler ezberletmek değil, amaç, bilgiyi kullanırken sınırlarını da görebilen bir eğitmen yetiştirmek. Çünkü bilgi kadar, bilginin nasıl kullanıldığı da önemlidir.


İyi eğitmenlik bazen daha az konuşabilmektir

Eğitmenliğin ilk yıllarında çok şey anlatmak isteriz.

  • Her pozun anatomisini.

  • Her hareketin faydasını.

  • Her nefesin etkisini.

  • Öğrencinin yaşadığı her şeyin nedenini.

Zaman içinde ise başka bir beceri gelişmeye başlar.

  • Daha fazla gözlemlemek.

  • Daha fazla soru sormak.

  • Öğrencinin deneyimine daha fazla alan bırakmak.

Gerektiği anda ise “Bilmiyorum.” diyebilmek. Belki de deneyimin getirdiği en büyük değişikliklerden biri budur.


Bilgi arttıkça kesinlik her zaman artmaz. Bazen tam tersine daha dikkatli konuşmaya başlarız.


Sonuç: İyi bir yoga eğitmeni her şeyi bilen kişi değildir

Bir yoga eğitmeni anatomi öğrenmelidir.

Hareketi anlamalıdır.

Sinir sistemi hakkında temel bilgi sahibi olmalıdır.

Yoga felsefesini çalışmalıdır.

Nefes ve meditasyon konusunda eğitim almalıdır.

Kendi pratiğini sürdürmelidir.

Bilimsel gelişmeleri takip etmelidir.

Yıllar geçtikçe öğretme becerisini geliştirmeye devam etmelidir ama bütün bunların sonunda ulaşmaya çalıştığımız yer “her şeyi bilen kişi” olmak değildir.


Bence iyi bir eğitmen, bildiği şeyi iyi bilen, bilmediğini fark eden ve ikisinin arasındaki sınırı koruyabilen kişidir. Çünkü karşımızdaki insanlar bize yalnızca bedenlerini değil, güvenlerini de teslim ediyorlar. Bu güvenin karşılığı her soruya cevap vermek değildir.

Bazen doğru cevabı vermektir.

Bazen doğru soruyu sormaktır.

Bazen hareketi değiştirmektir.

Bazen beklemektir.

Bazen de “Bu benim alanım değil; burada başka bir uzmandan destek almanız daha doğru olur” diyebilmektir.

Bana göre bu cümle bir eğitmenin yetersizliğini değil, mesleki olgunluğunu gösterir. Bu yüzden yoga eğitmeni sorumlulukları konuşulurken yetkinlik, etik yaklaşım ve doğru yönlendirme birlikte değerlendirilmelidir.



Sıkça Sorulan Sorular


Yoga eğitmeni sağlık konusunda tavsiye verebilir mi?

Yoga eğitmeni kendi eğitim ve yetkinlik alanı içinde hareket, yoga pratiği ve uygulamanın uyarlanması konusunda rehberlik edebilir. Ancak tıbbi teşhis koymak veya bir hastalığın tedavisini belirlemek sağlık profesyonellerinin alanıdır.


Yoga eğitmeni anatomi bilmek zorunda mı?

İnsan bedeniyle hareket üzerinden çalışan bir yoga eğitmeninin temel anatomi ve hareket bilgisine sahip olması oldukça önemlidir. Ancak anatomi eğitimi almak kişiyi doktor veya fizyoterapist yapmaz. Amaç teşhis koymak değil, hareketi daha bilinçli gözlemleyebilmek ve öğretebilmektir.


Yoga eğitmeni ağrının nedenini anlayabilir mi?

Eğitmen öğrencinin hangi hareketlerde rahatsızlık yaşadığını gözlemleyebilir ve uygulamayı buna göre değiştirebilir. Ancak ağrının nedenini tıbbi olarak teşhis etmek yoga eğitmeninin görevi değildir. Devam eden veya açıklanamayan ağrılarda uygun sağlık profesyoneline yönlendirme yapılmalıdır.


Yoga travmayı iyileştirir mi?

Yoga bazı kişilerde stres yönetimi, beden farkındalığı ve genel iyilik halini destekleyebilir. Ancak psikolojik travmanın tanı ve tedavisi ruh sağlığı profesyonellerinin uzmanlık alanıdır. Yoga eğitmeninin travmayı tedavi ettiğini iddia etmesi doğru değildir.


Yoga eğitmeni “bilmiyorum” diyebilir mi?

Elbette. Hatta kendi bilgi sınırlarını bilmek mesleki yeterliliğin önemli parçalarından biridir. Bir sorunun kendi uzmanlık alanının dışında olduğunu söylemek ve gerektiğinde öğrenciyi uygun uzmana yönlendirmek güvenilir eğitmenliğin göstergesidir.


Yoga eğitmeni kendini nasıl geliştirmeye devam edebilir?

Eğitimlere devam etmek, güncel bilimsel literatürü takip etmek, kendi pratiğini sürdürmek, farklı uzmanlık alanlarından profesyonellerle çalışmak, öğretme deneyimini değerlendirmek ve gerektiğinde mentörlük almak mesleki gelişimin önemli parçalarıdır.

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Duyurularımızdan haberdar olun

Jiva Yoga

Kadıköy / İstanbul

©2019 Jiva Yoga Didem Oylumlu

bottom of page