Yoga Pozlarını Ezberlemek Yetmez: Bir Yoga Eğitmeni Hareketi Nasıl Okumalı?
- Didem Oylumlu

- 2 gün önce
- 6 dakikada okunur
Bir yoga eğitmeni hareketi nasıl okumalı sorusu, yalnızca bir asananın dışarıdan nasıl göründüğünü bilmekle cevaplanamaz. Bir yoga eğitmeni için hareketi okumak, yalnızca bir pozun dışarıdan nasıl göründüğünü değerlendirmekten çok daha fazlasıdır.
Yoga eğitmenliğine ilk başladığımız yıllarda öğrenilecek çok fazla şey varmış gibi gelir.
Asanaların Sanskritçe isimleri, ayakların yerleşimi, dizlerin yönü, pelvisin konumu, omuzların hizası gibi. Sonra bunları öğrendikçe kendimizi daha güvende hissetmeye başlarız.
“Virabhadrasana II böyle yapılır.”
“Trikonasana’da ayaklar şöyle yerleşir.”
“Adho Mukha Svanasana’da eller ve ayaklar burada olmalıdır.”
Fakat bir süre gerçekten insan bedeniyle çalışınca çok ilginç bir şey fark ederiz:
Öğrendiğimiz poz aynı kalır ama karşımıza çıkan bedenler sürekli değişir.
Bir öğrencide son derece rahat görünen bir hareket, diğerinde hiç çalışmaz.
Bir öğrencinin topukları aşağı bakan köpekte yere yaklaşırken, yıllardır yoga yapan başka bir öğrencinin topukları hala oldukça yukarıda olabilir.
Bir kişi Trikonasana’da elini rahatlıkla yere götürürken, başka biri elini blok üzerine koyduğunda çok daha dengeli ve kontrollü hareket edebilir.
Peki hangisi pozu doğru yapıyor? İşte yoga eğitmenliği bence tam olarak bu sorudan sonra başlıyor. Çünkü bir pozu bilmek başka, hareket eden bedeni okuyabilmek başka bir beceridir.

Bir yoga pozunun şekli bize ne kadar bilgi verir?
Dışarıdan baktığımızda hareket hakkında bazı şeyler görebiliriz. Eklemlerin yaklaşık konumunu görebiliriz, dengenin bozulduğunu fark edebiliriz, hareketin akışını izleyebiliriz, öğrencinin belirli bir bölgede zorlandığını görebiliriz. Ancak dışarıdan gördüğümüz görüntü bize her şeyi söylemez.
Örneğin bir öğrencinin Uttanasana’da ellerinin yere ulaşmaması yalnızca hamstringlerinin “kısa” olduğu anlamına gelmez. Kalça hareket açıklığı, bacakların ve gövdenin oranları, kişinin hareket deneyimi, o günkü bedensel durumu ve gerilmeye toleransı gibi birçok faktör ortaya çıkan görüntüyü etkileyebilir. Dolayısıyla eğitmen olarak gördüğümüz şeyi hemen yorumlamak yerine önce şu soruyu sormamız gerekir:
Bu hareket neden böyle görünüyor olabilir?
Bu soru çok küçük görünür ama eğitmenlik anlayışını tamamen değiştirebilir.
“Doğru hizalanma” gerçekten tek bir şey midir?
Yoga dünyasında uzun yıllar boyunca pozlar oldukça kesin geometrik kurallarla öğretildi.
Diz mutlaka ayak bileğinin üzerinde olmalı.
Kalçalar tamamen karşıya bakmalı.
Ayak belirli bir açıda durmalı.
Omuzlar mutlaka aynı çizgide olmalı.
Bu tür tarifler tamamen değersiz değildir. Özellikle yeni bir hareketi öğrenirken bize başlangıç noktası sağlarlar. Sorun, bu başlangıç noktalarını her insan bedeni için geçerli değişmez kurallara dönüştürdüğümüzde başlar.
Çünkü insanların kemik yapıları aynı değildir. Eklem yüzeylerinin biçimleri ve yönelimleri farklı olabilir. Kol ve bacak uzunluklarımız aynı değildir. Hareket açıklığımız, kuvvetimiz ve hareket geçmişimiz farklıdır. Bu nedenle aynı asananın iki kişide birebir aynı görünmesini beklemek gerçekçi değildir. Üstelik pozun dışarıdan “mükemmel” görünmesi, o hareketin kişi için mutlaka daha iyi olduğu anlamına da gelmez.
Hizalanmayı bir fotoğraf karesindeki kusursuz geometri olarak değil, hareketin amacı ve kişinin özellikleri içinde değerlendirmek daha işlevsel olabilir.
Biyomekanik bize ne anlatır?
Biyomekanik kelimesi ilk duyulduğunda biraz ürkütücü gelebilir. Aslında temel soru oldukça basittir: Hareket sırasında bedene hangi kuvvetler etki ediyor ve beden bu kuvvetlere nasıl yanıt veriyor?
Yerçekimi var.
Yer tepki kuvvetleri var.
Kasların ürettiği kuvvetler var.
Eklem momentleri var.
Kaldıraç sistemleri var.
Alına bakarsanız bütün bunlar pozisyon değiştikçe değişiyor.
Örneğin Trikonasana’da ayaklar arasındaki mesafeyi değiştirmek yalnızca pozun görüntüsünü değiştirmez. Bacakların ve eklemlerin taşıdığı yükün dağılımını da değiştirebilir. Bu nedenle bir öğrencinin ayağını birkaç santimetre ileri veya geri almak bazen düşündüğümüzden daha anlamlı bir değişiklik yaratabilir.
Biyomekanik öğrenmenin amacı öğrencinin üzerinde matematik hesabı yapmak değildir. Eğitmenin şu bağlantıyı kurabilmesidir; Pozisyon değişirse yük de değişebilir.
Bu bilgi bize çok önemli bir araç verir. Modifikasyon:
Modifikasyon pozun kolay versiyonu değildir
Yoga derslerinde modifikasyon bazen şöyle algılanıyor: “Pozu yapamıyorsan kolayını yap.” Oysa modifikasyonun amacı bu değildir. Modifikasyon, hareketin kişiye ve amaca göre yeniden düzenlenmesidir.
Bazen blok kullanırız.
Bazen dizleri bükeriz.
Bazen duruş mesafesini kısaltırız.
Bazen hareket açıklığını azaltırız.
Bazen duvardan destek alırız.
Bazen de tam tersine hareketi zorlaştırırız.
Bunların hiçbiri otomatik olarak daha iyi veya daha kötü değildir. Sadece yükü ve hareketin gerektirdiği kapasiteyi değiştirir.
Örneğin öğrencinin Uttanasana’da ellerini yere değdirmesini hedeflemek yerine dizlerini hafifçe bükmesini isteyebiliriz. Bir anda omurganın, pelvisin ve bacakların ilişkisi değişir. Öğrenci daha rahat nefes alabilir. Hareketi daha kontrollü sürdürebilir.
Bu durumda dizleri bükmek pozu “eksik yapmak” değildir. Belki de o kişi için o anda daha anlamlı bir Uttanasana’dır.
Esneklik gördüğümüz kadar basit değildir
Yoga pratiğinde hareketi değerlendirirken en sık kullandığımız kelimelerden biri “esneklik”.
Bir kişi bir poza giremiyorsa hemen şöyle düşünürüz: “Esnekliği yetmiyor.”
Fakat hareket açıklığının artması yalnızca kasların fiziksel olarak uzamasıyla açıklanamaz.
Düzenli esneme çalışmalarının eklem hareket açıklığını artırabildiğini biliyoruz. Fakat araştırmalar bu artışta dokuların mekanik özelliklerindeki değişikliklerle birlikte kişinin gerilmeye toleransındaki değişimin de rol oynayabileceğini gösteriyor. Yani kişi zaman içinde yalnızca “daha uzun kaslara” sahip olduğu için daha ileri gitmiyor olabilir.
Beden ve sinir sistemi o hareket aralığını daha iyi tolere etmeyi de öğreniyor olabilir.
Bu bilgi yoga öğretirken kullandığımız dili de değiştiriyor. “Kasın kısa, uzatmamız gerekiyor.” yerine “Bu hareket aralığını zaman içinde geliştirebiliriz.”
demek çok daha doğru olabilir.
Daha ileri gitmek her zaman ilerlemek değildir
Yoga pratiğinde ilerlemeyi görsel olarak ölçmek çok kolaydır.
El yere yaklaştı.
Bacak yükseldi.
Backbend derinleşti.
Bacak başın arkasına geçti.
Bunun yanında hareket kalitesi yalnızca hareket açıklığı değildir. Bir kişinin geniş bir hareket aralığına pasif olarak ulaşabilmesi ile o alanı aktif olarak kontrol edebilmesi farklı şeylerdir. İşte burada mobilite ile kuvvet arasındaki ilişki önem kazanır.
Bazen öğrencinin daha fazla esnemeye değil, sahip olduğu hareket alanında daha fazla kuvvet üretmeye ihtiyacı vardır. Örneğin bacağını pasif olarak oldukça yükseğe kaldırabilen bir öğrencinin aynı hareketi kendi kas kuvvetiyle yapmasını istediğimizde bacak çok daha aşağıda kalabilir. Bu kötü bir şey değildir. Bize önemli bir bilgi verir:
Pasif hareket açıklığı ile aktif kontrol aynı değildir.
Yoga eğitmeni yalnızca öğrencinin ne kadar ileri gittiğine değil, o hareketi nasıl yönettiğine de bakmalıdır.
Peki hareketi nasıl okuruz?
Bence burada eğitmenin en önemli araçlarından biri gözlemdir ama gözlem, öğrenciyi kusur bulmak için izlemek değildir. Bir çeşit meraktır.
Öğrenci bu harekete nasıl giriyor?
Nerede yavaşlıyor?
Nefesi değişiyor mu?
Dengesini nerede kaybediyor?
Bir destek verdiğimde ne değişiyor?
Ayak pozisyonunu değiştirdiğimde hareket kolaylaşıyor mu?
Hareket açıklığını biraz azalttığımda kontrol artıyor mu?
Öğrenci ne hissediyor?
Hatta belki de en önemlisi: Ben gerçekten gördüğüm şeyi mi değerlendiriyorum, yoksa öğrendiğim ideal poz görüntüsüyle mi karşılaştırıyorum?
İyi gözlem biraz da kendi önyargılarımızı fark etmektir. Her farklılık düzeltilmesi gereken bir hata değildir
Bir öğrencinin sağ ve sol tarafı birbirinden farklı olabilir.
Bir omuz diğerinden biraz yüksek olabilir.
Kalça hareketleri iki tarafta aynı olmayabilir.
Bir ayak diğerinden farklı açıyla durabilir.
İnsan bedeni tamamen simetrik değildir. Bu nedenle gördüğümüz her asimetriyi hemen “problem” olarak tanımlamak doğru değildir.
Elbette ağrı, belirgin fonksiyon kaybı veya öğrencinin günlük yaşamını etkileyen bir durum varsa konu farklıdır ve gerektiğinde ilgili sağlık profesyoneline yönlendirme yapılmalıdır. Fakat yalnızca görüntüye bakarak her farklılığı düzeltmeye çalışmak bizi gereksiz müdahalelere götürebilir.
Yoga eğitmeninin görevi insan bedenini standart bir kalıba sokmak değildir. Hareket için seçenekler yaratmaktır.
Ağrı bize ne anlatır?
Hareketi okumayı öğrenirken en dikkatli olmamız gereken konulardan biri ağrıdır.
Ağrı gerçek bir deneyimdir. Ancak ağrının nedeni her zaman yalnızca ağrının hissedildiği dokuda bulunan mekanik bir problem değildir.
Ağrı; biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok faktörün etkileyebildiği karmaşık bir deneyimdir. Bu nedenle yoga eğitmeni olarak ağrı hakkında teşhis koyamayız.
“Belindeki ağrı şu kasın kısa olduğu için.” ya da “Dizin ağrıyor çünkü yanlış basıyorsun.” gibi kesin açıklamalar yapmak bizim alanımız değildir.
Yapabileceğimiz şey öğrencinin deneyimini dinlemek, hareketi gerektiğinde değiştirmek ve devam eden veya açıklanamayan ağrı durumlarında uygun sağlık profesyoneline yönlendirmektir.
Bazen iyi eğitmenlik daha fazla şey söylemek değil, nerede durmamız gerektiğini bilmek demektir.
Yoga eğitmenlik eğitiminde neden hareket okumayı öğreniyoruz?
Bir eğitmen yüzlerce asana öğrenebilir ama gerçek ders başladığında karşısına yüzlerce farklı beden çıkacaktır. Bu nedenle eğitmenlik eğitiminin yalnızca “poz repertuvarı” öğretmesi bana hiçbir zaman yeterli gelmedi.
Anatomi bilgisi gerekir.
Biyomekanik gerekir.
Temel sinir sistemi bilgisi gerekir.
Gözlem gerekir.
Ayrıca bütün bunları gerçek hareketin içinde birbirine bağlayabilmek gerekir.
Jiva Yoga’daki eğitmenlik ve derinleşme çalışmalarında anatomi ve hareket bilgisini bu nedenle yalnızca teorik bir bölüm olarak ele almıyoruz. Bir asanaya bakıp kas isimlerini söyleyebilmekten çok daha önemli bir beceri var: Karşımızdaki insanın hareketini okuyabilmek.
Çünkü karşınıza kitapta gördüğünüz beden çıkmayacak, gerçek bir insan çıkacak.
Kendi anatomisiyle.
Kendi hareket geçmişiyle.
Kendi kapasitesiyle.
İyi bir eğitmenin işi o insanı ideal poza benzetmek değil, pratiği o insan için anlamlı hale getirmektir.
Sonuç olarak: Pozu değil, insanı öğretmeye başladığımızda
Yoga pozlarını öğrenmek gerekir.
Hizalanma prensiplerini de öğrenmek gerekir.
Anatomi ve biyomekaniği de ama bunların hiçbiri tek başına eğitmenlik değildir.
Eğitmenlik, öğrendiğimiz bütün bu bilgileri karşımızdaki gerçek insanın üzerinde yeniden düşünebilme becerisidir.
Bazen öğrendiğimiz kuralı uygularız.
Bazen değiştiririz.
Bazen destek kullanırız.
Bazen öğrenciyi daha ileri götürürüz.
Bazen durdururuz.
Bazen de hiçbir şeyi düzeltmeden yalnızca gözlemleriz.
Çünkü zaman içinde şunu öğreniriz: İyi bir yoga eğitmeni pozları ezberleyen kişi değildir. Hareketi okuyabilen kişidir.
Sonunda hareketi okumaya başladığımızda artık öğrencinin bedenini bir poza uydurmaya çalışmayız. Pozu, karşımızdaki insana göre yeniden düşünmeye başlarız.
Sıkça Sorulan Sorular
Yoga pozlarında doğru hizalanma önemli değil mi?
Önemlidir; ancak hizalanmayı herkes için geçerli tek bir ideal görüntü olarak düşünmemek gerekir. Pozisyon değişiklikleri yük dağılımını değiştirebilir ve bu nedenle hizalanma işlevsel bir araçtır. Fakat kişinin anatomisi, kapasitesi, hareket geçmişi ve uygulamanın amacı birlikte değerlendirilmelidir.
Bir yoga pozunun herkeste farklı görünmesi normal mi?
Evet. İnsanların kemik yapıları, vücut oranları, eklem hareket açıklıkları, kuvvetleri ve hareket deneyimleri farklıdır. Bu nedenle aynı asananın herkeste birebir aynı görünmesi beklenmemelidir.
Yoga yaparak esneklik gerçekten artar mı?
Düzenli esneme çalışmaları eklem hareket açıklığını artırabilir. Ancak bu değişim yalnızca kasların “uzamasıyla” açıklanmaz. Dokuların mekanik özelliklerindeki değişimler ve gerilmeye toleransın artması gibi farklı mekanizmalar birlikte rol oynayabilir.
Modifikasyon yapmak pozu eksik yapmak anlamına mı gelir?
Hayır. Modifikasyon hareketin amaca ve kişiye göre yeniden düzenlenmesidir. Destek kullanmak, dizleri bükmek, duruş mesafesini değiştirmek veya hareket açıklığını azaltmak yükü ve hareketin gerektirdiği kapasiteyi değiştirebilir.
Yoga eğitmeni öğrencinin hareketindeki problemi teşhis edebilir mi?
Yoga eğitmeni hareketi gözlemleyebilir ve uygulamayı uyarlayabilir; ancak tıbbi tanı koymak yoga eğitmeninin mesleki sınırları içinde değildir. Özellikle devam eden ağrı veya fonksiyon kaybında öğrencinin uygun sağlık profesyoneline yönlendirilmesi gerekir.



Yorumlar