Esneklik Genetik mi? Sonradan Geliştirilebilir mi?
- Didem Oylumlu

- 29 Tem
- 3 dakikada okunur
Yoga pratiğine başlayan hemen herkesin aklından bir noktada aynı soru geçiyor.
“Ben hiç esnek değilim.”
Belki siz de ilk öne katlanma denemenizde elleriniz dizlerinizin bile altına ulaşmadığı için moraliniz bozuldu. Belki yanınızdaki kişi rahatlıkla avuçlarını yere koyarken siz “Galiba benim bedenim yogaya uygun değil.” diye düşündünüz.
Hatta yıllardır yoga yapan biri olsanız bile bazen “Ben neden hâlâ o pozu yapamıyorum?” diye kendinizi sorguladığınız olmuştur. Peki gerçekten bazı insanlar doğuştan çok esnek doğuyor da, geri kalanımız ne yaparsak yapalım belirli bir noktadan öteye gidemiyor muyuz?
Yoksa esneklik sonradan geliştirilebilen bir özellik mi?
Aslında cevap ikisinin tam ortasında. Çünkü esnekliğimizi belirleyen tek bir şey yok.
“Esneklik genetik mi?” sorusunun cevabı aslında düşündüğümüzden biraz daha karmaşık.

Evet, Genetik Önemli
Önce hakkını teslim edelim. Evet, genetik gerçekten önemli.
Bazı insanlar çocukluklarından itibaren daha hareketli eklemlere sahip oluyor. Bağ dokularının yapısı, kemiklerin şekli, eklemlerin hareket kapasitesi hatta kol ve bacak uzunlukları bile kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. İşte bu yüzden iki kişi aynı yoga dersine girse, aynı asanayı yapsa bile ortaya tamamen farklı görüntüler çıkabiliyor.
Mesela bir öğrenciniz lotus pozunda hiç zorlanmazken, bir başkası yıllarca çalışmasına rağmen aynı rahatlığı hissedemeyebilir. Bu, o kişinin daha az çalıştığı anlamına gelmez.
Sadece anatomisi farklıdır ve bunu bilmek aslında oldukça rahatlatıcı. Çünkü yoga bizi birbirimize benzetmeye çalışmaz.
İşin En İlginç Tarafı Burada Başlıyor
Yıllar önce ben de esnekliğin tamamen kaslarla ilgili olduğunu düşünürdüm.
Kas uzarsa esnek oluruz, uzamazsa olamayız…
Fakat son yıllarda okuduğum araştırmalar bu konuya bakışımı oldukça değiştirdi.
Örneğin esneklik üzerine uzun yıllardır çalışan araştırmacılardan David Behm, hareket açıklığındaki artışın sadece kasın uzamasıyla açıklanamayacağını söylüyor.
Sinir sistemimizin o harekete ne kadar izin verdiği de en az kaslarımız kadar önemli.
Bu bana çok anlamlı geliyor. Çünkü aslında beynimiz bizi sürekli korumaya çalışıyor.
Eğer bir hareketi riskli olarak algılarsa kaslarımızı istemsiz şekilde kasıyor. Yani bazen bizi durduran şey kaslarımız değil, beynimizin “Buraya kadar yeter.” demesi.
Düzenli yoga pratiğinde zamanla değişen şeylerden biri de bu. Beden aynı hareketi tekrar tekrar güvenli bir ortamda deneyimledikçe sinir sistemi de yavaş yavaş rahatlamaya başlıyor ve hareket alanı zaman içinde genişleyebiliyor.
O Zaman Herkes Aynı Esnekliğe Ulaşabilir mi?
Hayır.
Aslında bence en güzel haber de bu. Hedefimiz zaten herkes gibi olmak değil. Hepimizin;
kemik yapısı,
eklem şekli,
bağ dokusu,
yaşı,
geçmiş sakatlanmaları,
günlük yaşam alışkanlıkları
birbirinden farklı. Dolayısıyla ulaşabileceğimiz hareket açıklığı da doğal olarak farklı olacak.
Bazen sosyal medyada gördüğümüz kusursuz görünen asanalar, fark etmeden kendimizi yetersiz hissetmemize neden olabiliyor. Oysa yoga hiçbir zaman başkası gibi görünmeye çalışmak olmadı. Yoga, kendi bedenimizi tanımak ve onunla daha iyi bir ilişki kurabilmektir aslında.
Yaş İlerledikçe Esneklik Mutlaka Azalır mı?
Bu da çok sık duyduğum sorulardan biri.
Evet, yaş aldıkça kaslarımızda ve bağ dokularımızda bazı doğal değişiklikler oluyor.
Ama bu, “Artık esneyemem.” anlamına gelmiyor. Amerikan Spor Hekimliği Koleji (ACSM) da düzenli hareket eden bireylerin ileri yaşlarda bile hareket açıklıklarını büyük ölçüde koruyabildiğini vurguluyor. Yani yaş önemli bir etken ama tek başına kader değil.
Asıl belirleyici olan, bedenimizi ne kadar düzenli hareket ettirdiğimiz.
Yoga Esnekliği Nasıl Destekliyor?
Yoga aslında sadece esnemek değildir. Kaslarımız çalışır, eklemlerimiz hareket eder, denge sistemimiz devreye girer, nefesimiz değişir. Sinir sistemimiz sürekli çevreyi değerlendirmeye devam eder. İşte bu yüzden düzenli yoga pratiği sadece bedenimizi değil, hareket algımızı da değiştirebilir.
Belki ilk gün yere bile yaklaşamıyorduk. Altı ay sonra hâlâ avuçlarımız yere değmemiş olabilir ama ayakkabımızı bağlamak kolaylaşmıştır. Yerden kalkarken daha rahat hissediyoruzdur. Belimiz eskisi kadar tutulmuyordur. Bence gerçek ilerleme çoğu zaman tam da burada saklı.
Kendimizi Başkalarıyla Kıyaslamayı Bıraktığımız Gün…
Yoga derslerinde bunu yıllardır gözlemliyorum.
Bir öğrenci yanındakine bakıyor, sonra kendi bedenini zorlamaya başlıyor. Oysa dışarıdan aynı görünen iki kalçanın kemik yapısı bile birbirinden tamamen farklı olabilir. Bunu öğrendiğimizde kendimize karşı çok daha şefkatli olabiliyoruz. Belki de yoga bize en çok bunu öğretiyor. Kendimizi olduğumuz yerden kabul etmeyi.
Sonuç olarak
Esnekliğimizin bir kısmı gerçekten genetik özelliklerimizden etkileniyor. Bunu değiştiremeyiz ama hareket etme alışkanlığımızı, bedenimizle kurduğumuz ilişkiyi ve sinir sistemimizin güven duygusunu destekleyebiliriz.
Bana göre yoga tam da burada çok kıymetli. Çünkü yoga bize başkası gibi olmayı değil, dünkü hâlimizden biraz daha rahat, biraz daha güçlü ve biraz daha özgür olmayı öğretiyor.
Merak Edenler İçin Birkaç Kaynak
Behm DG ve arkadaşları – Esneklik, hareket açıklığı ve sinir sisteminin rolü üzerine çalışmalar.
American College of Sports Medicine (ACSM) – Düzenli egzersiz ve hareket açıklığına ilişkin rehberler.
Magnusson SP – Kas, tendon ve esneme fizyolojisi üzerine araştırmalar.



Yorumlar